Moda Sahnesi · Shakespeare Oyunları · Tiyatro Yazıları

Hamlet: Deli Kılıfında Saklanan Aklı Selim

 

1555353_608264945888865_1288403516_n

İsyan zamanları yaşıyoruz ruhumuzda. Deli bir isyan bu. Delirten bir isyan bu. Televizyonun karşısına geçip haykırıyoruz “Zeki Müren” de bizi duyacakmış gibi: “Bir aklı selim insan kalmadı mı şu ülkede!”

Pazar günü, uzun süren bir tiyatro açlığının ardından Moda Sahnesi’ndeydim. “Kemal Aydoğan ve ortaklarının”, Oyun Atölyesi’nden ayrılışlarının ardından ne yalan söyleyeyim öksüz kalmıştık. Ayıp bizim ayıbımız, işti güçtü derken Ekim ayında açılan sahneye anca Şubat ayında kavuşabildik. Vuslatın erkeni olmaz ki zaten!

Demli çayların eşliğinde alıcı gözüyle değil, gönül gözüyle süzdükten sonra benim, afilli kelimelerin ve kafiyeli cümlerin insanının, bile söyleyecek tek bir şeyi var: Mis gibi olmuş! Yer bulmakta zorlansak da kafesi çok samimi, öyleki verin bir kaç çayda ben dodurayım, ay bir dahaki gelişte size kurabiye getireyim diye düşünmeden edemiyorsunuz çok sevgili bir arkadaşınızın evinde gibi.

Bir an önce gidip yerimize oturalım diye araları güzel süzemedim ama üzerinde masa ve tabure yazan beyaz küpler gözümden kaçmadı değil. Sizi bilmem ama ben pek seviyorum böyle detayları. Bendeniz küpün bile zeki çevik ve de espirilisini seven kişiyim efendim.

O bembeyaz fuayenin ardından karşımıza çıkan simsiyah Büyük Salon ise bu işe sadece mimarların değil, gününü gecesini tiyatroyla harcayanların elinin değdiğinin açık kanıtı. Kemal Aydoğan, sahne kullanımını çok iyi bilen, dekorda aşırıya kaçtırmadan derdi anlatıran ve sahneyi kusursuz kullandıran bir yönetmen. O simsiyah salon her şeyiyle bu sade profesyonelliği barındırıyor. Hele de ışıklar kapanınca yer gök ayrılmıyor ve 200 küsur kişilik o salon seyircisini de içine alan dev bir sahneye dönüşüyor. Basitin, sadenin, siyahın ve beyazın güzelliği…

Moda Sahnesi’nin dış güzelliğini anlatmaktan laf bir türlü iç güzelliğine gelmiyor. İçi de dışı gibi, hatta daha güzel demiş olsak mimarlarının kalbini kırmış olmayız umarım. Efendim bir “deli” Şubat ayı programı var ki, üşengeçliğime yenik düşmeyeyim diye gideyim yakınlarda ev tutayım diye düşünmeden edemedim. Bir de hiç anlamam futbol da kombine var da niye tiyatro da yok? Senelik toptan 5-6 bilet alsam, dilediğim oyunda gönlümce harcasam ve B5 nolu koltuk benim olsa, çok güzel olmaz mı yahu?

Gel gelelim pazar günü orada bulunmamızın ana sebebine: Hamlet. Onur Ünsal’ın hem oyunculuğu hem çevirmenliği ile şenlenen Hamlet! Küfürün sanata yakışmaması hadisesini desteklemiyorum. Ben hiç küfretmem, edemem. Ama sıra öyküye geldiğinde sövmesi gerekir onun. Dolambaçlı yollarında memleket küfürünün bel bükmesi gerekir. Ben mini mini tipimle, 23 yaşımda 15 yaşında gözükürken küfür etsem insanlar güler yahu.  Ama sen, feleğin çemberini dört dönmüş; amcası anasının yatağından çıkmayan Hamlet, hala beyefendiliğini bozmuyor olamazsın. Ulan intikam ateşinden krallıkta soylu namına ölmeyen kimse kalmadı be! Yine kafiye, yine ölçü yine edep! Evet, Shakespeare çağlar ötesinden çağlara seslenen bir adam. Ama canım 1957 Cadillac bile modifikasyon istiyor bu çağda şahlanabilmek için. Bu noktada hızır gibi yetişmiş Onur Ünsal ve Emre Adıyaman’ın çevirisi. O misk kokusunu kaldırmış, tahta kurularını temizlemiş. Edebiyatın çeyiz sandığının en kıymetli parçası modern dünyamızın üzerine daha da çok yakışmış bu ince terzilikle. “Hamlet direnmektir” diye haykırmış bu çeviri ve bu sahneleyiş. Başladığı amaca yaraşır olmuş.

Ama sahnenin en iyisi kimdi derseniz, her ne kadar Onur Ünsal hem iç sahada Hamlet ile, hem de deplasmanda çeviride harikalar yaratsa da seyirci nankör! Efendim napalım yani Timur Acar’ı çok sevdik, çok beğendik yine. Abartılı rolleri abartılı oynayarak abartmamak diye bir cendere var ya. Abartılı oynamazsan çok düz kalır rol, yok efendim dozunu kaçırırsan zevzek olur. İşte bu işin altından öyle güzel, öyle temiz kalkıyor ki Timur Acar. Git utanma ders diye okut.

Ayrıca Onur Ünsal’ı herkes övüyor. Gıcıklık değil mi? O yüzden ben övmeyeceğim! Bir diğer sahnede canımdan can alan kişi de Kübra Kip. Ben kendisini ilk defa izledim. Onun ki de bir başka cendere. Öyle düz ki Ophelia’nın o itaatkar hali ve o deli halinde öyle keskin bir dönüş var ki o “düzlükten”. Hepsinin altından tereyağından kıl çeker gibi kalkıyor. İlk kez ve son kez kızarken buluyorsunuz kendinizi Hamlet’e. “Pis herif ne diye ettin bunları güzeller güzeli kıza!”

Murat Tüzün’ün tek hatası, kendinden nefret ettirmemesi. Belki de Kemal Aydoğan’ın oyunu kurarken kafasındaki mantık buydu. Hani hep bir seveni var ya zalim hükümdarların. Bizi de iki arada bir derede bıraktı. Çok seven bir adam var çünkü karşında. Sırf hırsından değil bir kadına zafiyetinden biraz da sınırı aşan ve deliren bir adam var. Delirenler hükümsüz değil mi? Nasıl nefret edersin ki delilerden. Aman her perspektiften, Murat Tüzün Claudius’tan bile nefret edemeyeceğimiz kadar çok beğenildi.

Esra Kızıldoğan’a laf yok. Kusursuz bir oyunculuk. Zaten renkli bir karakter Gertrude. Nispeten daha sakin bir havası var. Öyle güzel doldurmuş ki Esra Kızıldoğan, ay şurası da azıcık falan demeye kalksan taş olursun taş! Aması var ama. Benim kafamı şu karıştırıyor. Hepimiz gıcığız kadının kıyafeti üzerinden etiketlenmesine. Peki bir rol şehveti anlatacaksa? Kraliçeyken göğüs dekoltesini perdeleyip, şehvetini sergilerken açması da giriyor mu mesela kadın etiketlemesine? Yanlış anlatmış olmayayım ben kostüm tercihini yanlış bulmadım ama bu da kafamı kurcaladı durdu yalan değil.

Benim kulaklarım ve burnum lanetlidir. Köpek gibiyim resmen. Sadece her sesi her kokuyu ayırt etmek değil, çok da hassasımdır güzeline, çirkinine karşı. İnan Ulaş Torun’un ne güzel ses tonu vardır yahu öyle. Kendisiyle ilgili oyuna gitmeden fazla abartarak oynuyor diye okumuştum. Benim gözüme öyle bir şey çarpmadı. Bana sorarsanız o oyundaki iki sinir bozucu rolden biri Laertes. Kesik, devamlılığı yok. Bir anda öfkesiyle sahnenin ortasında dikilen bir adam. Nasıl gelişti bu öfke? Tamam nedenini biliyoruz da palazlanmasını göremedik. Suç, İnan Ulaş Torun’un değil bu noktada. Ve hakkını da vermek lazım. Çok güzeldi o kılıç sahneleri.

Sahnedeki bir diğer sinir bozucu rolse Horatio. Ben sinir olurum Tanzimat romanından fırlamışçasına “ne olursa olsun iyi” olan insanlara. Belki de o yüzden sevemedim Horatio’yu. Çağlar Yalçınkaya’nın işi kesinlikle en zoruydu. Göze batmaması gerekiyordu. O da batmadı. Sınırlarını korudu. Temiz bir iş oldu.

Alper Baytekin, oldukça sevimli bir oyuncu kraliçeydi. Oyun içinde oyun olan o sahnelerde yerinde abarttı. Güldürdü.

Hasan Demirtaş’ın Hayalet’i oynadığı sahneler içinse önce İrfan Vanlı’nın hakkını teslim etmek lazım. Çok güzeldi ışık tasarım. Ben ikinci sırada ortadalarda oturuyordum (B5 denilen koltuk.) Benim öyle acayipliklerim vardır, özellikle Hasan Demirtaş’ın yüzüne odaklanmaya uğraştım. Ama yok, seçilmiyordu. Özel bir makyaj olmaksızın,  geleneksel hayalet kostümü çarşaf bile olmadan kamufulajlar içinde bir adam ışıkla hayalet olmuştu.  Çok güzel bir detaydı. Hem İrfan Varlı’nın hem de Kemal Aydoğan’ın sadelikteki titizliğini çok güzel gösteriyordu. Ayrıca günahlarının yükünü taşıyan kamulajlı kral detayı da çok hoştu. Tüm bunları da tabi ki Hasan Demirtaş pek güzel sırtladı.

Bengi Günay’ın  7 tabutu, hem mezara götüren 7 günah hem de 7 deliyi hapseden 7 kapan gibiydi. Benim gibi bir kaç meraklı, perde arasını tabutları incelemek ile harcadık. İyi dekor sanattır yahu. Tabutları ve içinde yazanları incelemek pek zevkliydi.

Başladığımız yere geri dönelim: “Bir aklı selim insan yok mu şu ülkede?” Var. Bir grup aklı selim insan, yepyeni sahnelerinde sanatı ve dertlerini harmanlıyorlar. Bir grup aklı selim insan, geçen yazdan beri olanları “Hamlet direnmektir” diyerek özetliyorlar. Ali İsmail Korkmaz’ın davasıyla içinizde daha da yüksek sesle dile getirilmeye başlayan aklı selim insan arayışımıza son veriyorlar. Sıcacık sahnelerinde, “Biz varız!” diyerek karşılıyorlar sizi. Sıcak çayları, güzel kahveleri var. İnsan öyle evinde hissediyor ki benim pek sevgili turuncu çoraplarımdan giyiyordu Onur Ünsal.( Unutmadan konulu tişörtleri de pek güzeldi).

Siz de özlediyseniz benim gibi Kemal Aydoğan ve ortaklarını, ihtiyacınız varsa aklı selim insanların daha çok etrafta olmasına ve bütün bunlar eviniz gibi bir yerde olsun istiyorsanız muhteşem programının içinde kaybolun pek sevgili Moda Sahnesi’nin, vuslatı geciktirmeyin.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s