Moda Sahnesi · Shakespeare Oyunları · Tiyatro Yazıları

En Kısa Gecenin Rüyası: Shakespeare’e Kasket Giydirmek

en-kisa-gecenin-ruyasi-gorsel-750x500

Kırmızı çizgilerinizi çekiyorsunuz ya, basmak geliyor içimden o kırmızı çizgilere. Kusura bakmayın, astrolojiden payıma düşen yükselen akrep. Tutamıyorum kendimi.

Hani ipek mendillere sarıyorsunuz ya kutsallarınızı, ipek mendillerinizle beraber çamura atmak istiyorum onları! Bu sefer yükselen akrepten değil. Çamura düştüğünde de kutsallarınızın sağlam kalıp kalmayacağını merak ettiğimden. Kutsallar gerçekten kutsal mı görmek için. Sizin iyiliğiniz için yani.

Kızdırmış olabilirim bazılarınızı. “Kutsalı çamura atmak” kötü bir tabir mi oldu? Halbuki çamur fena bir şey değildir. İçine azıcık sevgi katılıp pişirilince insan olur ondan. Ve ne ilginç ki sevgi de kutsallarımızdan biri: İnsanlar yaratmak için her daim çamura bulanması gereken.

Geleneksel kutsallar bir yana, tiyatro alemi için Shakespeare diğer yana. Konu ona gelince çıkarttığı tartışma ülke gündeminden beter. Sırf  Tolstoy aktarmalı düşmanları ve “elitist” olmamak için sevmeyenleri bir yana, sevenleri bile fraksiyonlara ayrılmış durumda: Senin Shakespeare’in, benim Shakespeare’im.

Sevenler cephesinde en sert tartışmalar, söz Shakespeare’in modern okumalarına geldiğinde oluyor. Klasikçiler bir anda 400 yıllık oyun yazarını, bir çocukmuş gibi koruyup kollama telaşına düşüyorlar. İhtiyacı varmış gibi.

Halbuki benim de büyük zevkle takip ettiğim modern okumaların tek yaptığı, Shakespeare’e bir kasket giydirmek. Orhan Veli’nin zamanında şiire yaptığı gibi, Shakespeare’in de sivilleşmesi, sokağa inmesi için.

Shakespeare’in bu seferki kasketi, Moda Sahnesi yapımı.

Oyunun Moda sahnesi için şöyle bir özelliği var:  Emine Ayhan ve Aysun Şişik’in yeni ismi ve sınıf meselesine özel bir önem ile ustaca çevirdiği En Kısa Gecenin Rüyası, Shakespeare eserleri arasında bir durak noktası. Bu öyle bir durak ki kendinden önceki bazı eserlerden izler taşıyor.  Bunlar, Lysander ve Demetrius’un Veronalı İki Centilmen’i hatırlatması, Puck’ın bu ikiliyi birbirine karıştırıp Yanlışlıklar Komedyası’na selam çakması, Thesus’un Hippolyta zaferinin Titus Andronicus’tan yadirgar kalması ve esnafın oynadığı tiyatro oyununun Romeo ve Juliet’e çok benzemesi gibi izler. Benzer bir şekilde Moda Sahnesi de Hamlet ile başladığı yolculuğunda oynadığı hemen hemen bütün oyunlardan temsilci oyuncuları ve fazlasını En Kısa Gecenin Rüyası’nda buluşturmuş. Adeta bir Shakespeare oyunundan diğerine Moda Sahnesi yolculuğu.

Oyun için bildiğimiz Büyük Salon’un sahnesi değişmiş. Seyirci sıraları ikiye ayrılmış ve bu yarıktan başka bir sahne çıkmış. Bu sahne, ilk sıra dışında seyircinin aşağısında kalıyor. Oyunun amaçlarından birinin kasketli insan Shakespeare’i seyirciyle buluşturması olduğu düşünülürse, sözde kutsallığın bu şekilde ayaklar altına alınması şahane. Bu öyle bir ayaklar altına alma ki sahneye basarak gidiyorsunuz oturmanız gereken yere. İlk başta sahnenin sınırlarını çizen oturaklar ve tavanda arz-ı endam eden sütyenler dışında sahnede bir dekor yok. Bengi Günay ve İrfan Varlı’nın sahne tasarım ve ışıktaki büyüsü ormana gidince ortaya çıkıyor ki bir anda ortaya çıkan ağaçlar çok güzel.

Oyunun benim gözümde aksayan tek bir yanı var. Bu da metinin uyarlanışından kaynaklanıyor. (Koşun ahali, bu fani Shakespeare’e laf ediyor) Orjinal metinde Shakespeare, soylular hakkında daha çok bilgi verirken, hiyerarşik düzende aşağı doğru ilerledikçe karakterler hakkında bildiklerimiz azalıyor. Hatta zaman zaman birer tipe dönüşüyorlar. Shakespeare’in esnafa dair verdiği yegane ipucu isimleri ve meslekleri. Kemal Aydoğan rejisi buna bir de şive ekleyerek onların sahne ve seyirci üzerindeki görünürlülüğünü artırmış. Oyunun bence muazzam olan finali düşünüldüğünde çok şık olmuş bu ayrıntı. Fakat, bütün esnaflarda bu formül işlese de Nick Bottom’da sorun çıkarıyor. Diğer esnafların aksine Nick Bottom hakkında daha çok bilgi sahibiyiz. Bu bilgilere şive eklenince, metni bilmeyen izleyici için, Bottom’a reva görülenler sırf şivesi yüzündenmiş gibi bir hal çıkıyor. Bu şive, Bottom’ın Kürt olduğuna dair de bir takım işaretler taşıyınca, politik doğruculara malzeme çıkıyor.

Bu noktada politik doğruculara da paye vermemek lazım. Çünkü onlar gibi okumaya kalktığınızda, söylenilen herşey elbet birine dokunuyor. Boyunu her daim 1.60’a yuvarlayan bendenizin kısa boy şakaları sonrası fuayeyi ateşe vermesi gerekiyor.

Şivenin bir diğer handikapı, oyunu yavaşlatıyor olması. Oyunun yoklamasını yapmaya birazdan geçeceğim ama esnaf ekibinin yükü özellikle ağır. Bir, metin içinde oyun içinde oyun olmasının sorunu var. İki, şive komedisine dönüşmemek için özel bir çaba sarf ediyorlar. Bu kadar kontrol de ister istemez oyunun yavaşlamasına sebebiyet veriyor.

Gelelim bu kısacık gecede arz-ı endam edenlere:

Onur Ünsal ve Mert Fırat ikilisini Antonius ile Kleopatra’dan bu yana tiyatroda izliyorum, ki Antonius ile Kleopatra’ya bilet aldığımda Onur Ünsal’ın oynadığından haberim yoktu, Mert Fırat’a karşı da önyargılıydım. O oyundan bu yana olanlarsa, illa ülkenin istikrara ihtiyacı var ise, böylesi olsun dedirtecek cinsten. Yine çok beğendim. Yeniden aynı sahneyi paylaşmaları için de seyirci, Moda Sahnesi açıldığından bu yana sabırla bekledi, bekledim Beklediğimize değdi.

Didem Balçın ve Timur Acar, sahnenin en iyi çiftiydi. Onlara ikişer rolün düşmesi ve bu rollerin zaman zaman birbirlerine zıt olmalarına, zaman zamanda birbirini tamamlamalarına izin vermesi çok güzeldi. Çok güzel paslaştılar.

Murat Tüzün ve Volkan Yosunlu, bu sahnedeki pek çok oyuncu gibi benim Moda Sahnesi vasıtasıyla tanıdığım oyuncular. Murat Tüzün, Hamlet’in Claudius’u edasıyla girdiği sahnede rolü değişip Peter Quince geçtiğinde hala çok doğaldı. Üstelik bunu kullandığı Rum şivesini hiç göze batırmadan yaptı. Kovalamaca sahnesinde ise çok güldürdü. Volkan Yosunlu ise daha önceki rollerinin aksine iki birbirinden abartılı, gürültülü adamı canlandırdı sahnede. Ama abartıya kaçmadan sahneledi ikisini de. Sahnede kiminle baş başa kalsa yardırgamadan çok güzel paslaştı.

Beyza Şekerci ve Caner Erdem’i ben sahnede ilk defa izledim. Başta bahsettiğim şive sorunsalı olmasa Caner Erdem sahnenin en iyilerinden biriydi. Ama bu şive onu ister istemez biraz yavaşlattı, kontrollü oynamasına sebep oldu gibi geldi bana. Beyza Şekerci, biraz enerjisi düşük başladı ama ikinci yarıda çok güzel yükseldi. Dans sahnelerine gelmeden toparlanmıştı. Danstaki performası ise tek kelime ile kusursuzdu.

Dans demişken Yeşim Coşkun’a selam etmemek olmaz. Oyunda iki dans performansı var. Biri modern dans, ki aşıkların yaşadıklarının ve gördükleri rüyanın bu şekilde anlatılması çok şık bir hamleydi. İkincisi ise benim oyundaki favorim Bergama Halayı’ydı ki, final dediğin böyle olur. Yeşim Coşkun’un ellerine sağlık.

Ezgi Coşkun, güzel bir periydi. Ninnisi sırasında ben de bir boşluğa düşmüş olmalıyım ki burada yazıp süprizini bozmak istemediğim hadise sırasında gülme krizine girdim. Kriz diyorum, çünkü sonrasında sakinleştirmek zorunda kaldılar, “Yeter artık gülme” diye.

Ninni demişken de Can Güngör’ün oyun için hazırladığı müziklere de selam çakalım. Ben Can Güngör’ü daha önce dinlemiştim, yani bu müziği ile ilk karşılaşmam değildi. Son karşılaşmam olmayacağına da eminim çünkü yolu açık, müziği orjinal, tadı damakta.

Mert Şişmanlar da sahnede ilk defa izlediğim isimlerden biriydi. Bergama Halayı’nda en iyi performans onundu. Ama bunun hemen öncesinde Francis Flute’ün zoraki kadınlığında da, soyluların alayını koyup tepkisini koymasında da çok iyiydi. Şive onda da sorunsuz işledi.

Hamlet’in üçlüsü Hasan Demirtaş, Alper Baytekin ve Çağlar Yalçınkaya ile bir başka Shakespeare oyununda yeniden beraberiz, merhaba!(Arşivler açılsın, ben Hamlet ile ilgili de yazı yazmıştım) Oyunu izlerken ne Hamlet’in hayaletini, ne de oyuncu kralı hatırlamadım. Hasan Demirtaş, bu sefer bambaşkaydı. Ona düşen de abartılıp, sündürülmesi pek müsait bir şive idi ki hiç de öyle olmadı. Snout’un duvarı oynadığı sırada ben çatlağın yerine takılmadım. Orada esnafın küçük düşmesiydi ki kafasının üstünde yapsa bu deliği, küçük düşecekleri bir durum olmayacaktı. Çağlar Yalçınkaya, Robin Starveling ile çok iyiydi. Ben esnafların toplu sahneleri sırasında özellikle ona baktım. Duruşu, hali çok güzeldi. Shakespeare yine Alper Baytekin’in repliklerinden kısmıştı ama bu sahnedeki görünürlüğüne zeval getirmedi. Onu fark ettik ve de beğendik.

Ne çok oyuncu varmış yaz yaz bitmedi diye şikayet etmeden evvel, bence sahnenin en iyisi olana değinmek isterim. Melis Birkan, şahaneydi. Ben onu Bira Fabrikası’nda da beğenmiştim ama bu Helena başkaydı. Bu yazıyı yazarken oynadığı bu iki kadın arasındaki farklılığı düşünüp çok eğledim. Ama Helena’yı başka yapan onun sahnede kendinden daha emin durmasının yanı sıra, öyle güzel içine girmişti ki rolününün. Aşıkların geri kalanı ile paslaşmaları ve özellikle Hermia ile son kavgasına, modern danstaki performansı eklenince, sahnenin en iyisi demekten gayrı çarem kalmadı.

Bu oyunun yönetmen asistanları Ahsen Özercan ve Ferhan Asniya’ya da prova notları için bir selam etmek isterim. Seyirci izlerken çoğu zaman arkada neler olduğu kaçırıyor. Sahne önünde olanı herkes görüyor ama sahne arkasında olandan da seyircinin haberdar edilmesi, Moda Sahnesi’nin bir başka alamet-i fahrikası.

Yoklamayı bitirdiğime göre sanırım artık kapatabilirim dükkanı. Kemal Aydoğan rejisi eşliğinde Shakespeare bir kez daha Bahariye’de keşfe çıktı. Peşine biz seyircileri, Moda Sahnesi’nin biten iki yılını da taktı. Kaldıysa eğer insan olmanın bir kutsallığı, Shakespeare’inkisi modern yoruma düşmekle bozulmadı. Kasket ona yine çok yakıştı. Velilerim, ki malumunuz sütyenler aslıydı sahnenin tavanında velilerimsiz gitsem ahlak bekçileri hakkımda ne düşünürlerdi, son noktayı koydu bu kısa gecenin uzun yazısına : “Modern de olsa klasik de Shakespeare her türlü gösteriyor imzasını.”

Reklamlar

En Kısa Gecenin Rüyası: Shakespeare’e Kasket Giydirmek” için 2 yorum

  1. Buraya bir şey yazınca kimin yazdığını görebiliyormusunuz? Mesela sorduğumuz soruya cevap alabiliyormuyuz?

    Beğen

  2. Hayır kim olduğunuzu açıklamazsanız ben de dahil kimse kim olduğunuzu göremiyor. Açıkçası sorunun cevaplanıp cevaplanmayacağı ile ilgili soruyu görmeden birşey söyleyemem.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s